Çoğu küçük ekipte içerik işi ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta blog var: ayda bir ya da iki yazı, genellikle bir kişinin boş vaktine bırakılmış. Öbür tarafta sosyal medya var: haftada birkaç gönderi, ayrı bir takvim, ayrı bir konu listesi, çoğu zaman ayrı bir kişi. İki iş de aynı işletmeyi anlatıyor ama birbirinden habersiz yürüyor.
Bu bölünmenin bedeli görünmez olduğu için tartışılmaz. Bedel şu: aynı konu iki kez araştırılıyor, iki kez düşünülüyor, iki kez yazılıyor ve hiçbiri diğerini beslemiyor. Ay sonunda ekip yorulmuş, arşiv büyümemiş, iki kanal da yarım kalmıştır.
Aşağıdaki metin bir içerik takvimi şablonu değil, bir iş akışı önerisidir: tek bir konu listesinden iki kanalın nasıl beslendiği, hangi konunun blogda kalıp hangisinin yalnızca sosyalde yaşayacağı, malzemenin kimden geldiği ve ay sonunda neyin elendiği. Sitenizin kendi içindeki konu mimarisi ayrı bir iştir; onu semantik içerik stratejisi ve konu kümesi yazımızda ele almıştık. Burada anlatılan şey, o listenin kanallar arasında nasıl işletileceği.
İki ayrı takvim, iki ayrı araştırma: en pahalı içerik alışkanlığı
Bir konu hakkında yazmadan önce yapılan iş, yazma işinin kendisinden uzun sürer. Müşterinin bu konuda ne sorduğunu toplamak, hangi ayrıntının gerçekten bilinmediğini anlamak, işletme içindeki doğru kişiye danışmak, örnek bulmak — bu hazırlık her kanal için ayrı ayrı yapıldığında iki katına çıkar.
Üstelik ikinci kez yapıldığında daha kötü yapılır. Sosyal medya tarafındaki hazırlık genellikle daha aceledir; konu, blogdaki karşılığı kadar derin düşünülmeden gönderiye dönüşür. Sonuçta iki kanal aynı işletmeyi farklı derinlikte ve bazen farklı bilgiyle anlatır.
Üçüncü ve en sinsi bedel tutarsızlıktır. Blogda "randevu iptallerini azaltmanın yolu hatırlatma değil, ön bilgilendirmedir" diyen bir işletme, sosyal medyada hatırlatma mesajlarını öven bir gönderi paylaşabilir. İkisini de aynı işletme yayımlamıştır ve ikisini de okuyan bir müşteri hangisine inanacağını bilemez.
Tek konu listesi nereden çıkar
Konu listesi bir beyin fırtınası çıktısı değildir. Beyin fırtınasıyla üretilen listeler ilk ay tükenir, ikinci ay tekrarlamaya başlar. Listenin sürdürülebilir kaynağı işletmenin kendi içindedir ve dört yerden toplanır.
Gelen sorular. Telefonda, mesajda ve resepsiyonda sorulan sorular. Bunları toplamanın en ucuz yolu bir kâğıt ya da paylaşılan bir belgedir: soruyu alan kişi soruyu olduğu gibi yazar, cevabı yazmaz. Bir ayın sonunda ortaya çıkan liste, hiçbir araçtan elde edilemeyecek kadar gerçektir.
Satış konuşmaları. Teklif aşamasında tekrar eden itirazlar ve tereddütler. Bunlar genellikle huninin dibindeki konulardır ve hem blogda hem sosyalde en çok karşılık bulan konulardır.
İşletmenin kendi süreçleri. Nasıl çalıştığınızı anlatan konular: bir işin kaç adımda yapıldığı, neden bir gün sürdüğü, hangi durumda kabul edilmediği. Bu konular dışarıdan bulunamaz ve tam da bu yüzden ayırt edicidir.
Arama ve reklam verisi. Elinizde reklam hesabı ya da arama konsolu verisi varsa, insanların hangi kelimelerle geldiğini gösterir. Bu veriden konu üretmenin yöntemini reklam verisinden içerik ve GEO planı çıkarma yazımızda ayrıca anlattık.
Dört kaynaktan gelenler tek bir listede toplanır ve o liste her iki kanalın da tek girdisi olur. Liste tek olduğu sürece "bu ay ne paylaşalım" sorusu ortadan kalkar.
Bir konunun kanal karşılıkları
Aynı konu iki kanalda aynı biçimi almaz. Bir konunun karşılıkları şöyle düşünülebilir:
| Biçim | Ne yapar | Ne kadar sürer |
|---|---|---|
| Blog yazısı | Konuyu baştan sona kapatır, arşivde kalır | En uzun hazırlık |
| Sosyal gönderi | Konunun tek bir noktasını açar | Orta |
| Kısa video | Süreci ya da mekânı gösterir | Çekim gerektirir |
| SSS maddesi | Tek soruya tek paragraf cevap | En kısa |
Kural şudur: konu bir kez araştırılır, dört biçimde de aynı bilgi kullanılır. Blog yazısı hazırlanırken çıkan malzeme — sorular, örnekler, sayılar, uyarılar — zaten diğer üç biçimin hammaddesidir.
SSS maddesi burada özellikle değerlidir çünkü hem sitenin ilgili sayfasına, hem gönderiye, hem de mesajlara verilen hazır yanıtlara aynı anda hizmet eder. Cevabın kendi başına anlamlı olması gerekir; bağlamdan koparıldığında anlamını yitiren bir cevap hiçbir kanalda işe yaramaz.
Hangi konu blogda kalır, hangisi yalnızca sosyalde yaşar
Her konu blog yazısı olmayı hak etmez ve bunu baştan kabul etmek takvimi rahatlatır.
Blogda kalması gereken konular kalıcı olanlardır: bir karar nasıl verilir, bir süreç nasıl işler, iki seçenek arasındaki fark nedir, bir sorun nasıl teşhis edilir. Bu konuların ortak özelliği altı ay sonra da aranıyor olmalarıdır.
Yalnızca sosyalde yaşayacak konular güncel ya da anlık olanlardır: bir duyuru, bir ekip haberi, bir çalışma anı, mevsimlik bir hatırlatma. Bunları blog yazısına dönüştürmek arşivi şişirir ve altı ay sonra sitede eskimiş bir sayfa bırakır.
Arada kalanlar için basit bir test var: "bu konu altı ay sonra da aranır mı?" Cevap evetse blogda karşılığı olmalı. Hayırsa gönderide kalması yeterli.
Bu ayrımı yapmayan işletmelerde iki tipik sorun görülür: ya blog duyuru panosuna döner ve arşivde işe yaramaz onlarca sayfa birikir, ya da kalıcı bilgi yalnızca gönderi olarak yayımlandığı için birkaç hafta sonra bulunamaz hale gelir.
Sıra: önce blog mu, önce sosyal mi
İkisi de olabilir ve seçim konunun türüne bağlıdır.
Önce blog, sonra sosyal. Konu kalıcı ve kapsamlıysa doğru sıra budur. Yazı hazırlanır, yayımlanır; sonra o yazıdan üç dört gönderi türetilir ve haftalara yayılır. Bu sıranın avantajı, gönderilerin arkasında gidilecek bir adres olmasıdır.
Önce sosyal, sonra blog. Konudan emin değilseniz bu sıra ucuzdur. Konu önce gönderi olarak denenir; gelen soru ve mesajlar, o konunun blog yazısına değip değmeyeceğini gösterir. Gelen sorular aynı zamanda yazının başlıklarını da belirler.
İkinci sıranın az fark edilen bir faydası var: sosyal medyadaki tepki, konu hakkında bir talep göstergesidir ama tek başına yeterli değildir. Çok beğeni alan bir gönderi konunun ilgi çektiğini gösterir; çok mesaj getiren bir gönderi ise o konuda gerçek bir ihtiyaç olduğunu gösterir. Yazıya dönüştürülecek olan ikincisidir.
Sırayı konudan bağımsız olarak sabitlemeye çalışmak gereksiz bir kısıt yaratır. Aynı ay içinde iki sıra birlikte yürüyebilir: kalıcı ve kapsamlı konular blogdan sosyale doğru, belirsiz ve denenmemiş konular sosyalden bloga doğru ilerler. Önemli olan hangi konunun hangi yolda olduğunun takvimde işaretli olmasıdır; işaretlenmediğinde ekip her ay aynı tartışmayı baştan yapar.
Aynı metni kopyalamak neden işe yaramaz
En sık başvurulan kısayol, blog yazısının ilk paragrafını alıp gönderi olarak paylaşmaktır. İşe yaramamasının nedeni tembellik değil, biçim farkıdır.
Blog yazısı, aramayla gelen ve o konuyu zaten merak eden bir okuyucu için yazılır; okuyucu başlığa tıklamış, yani ilgisini beyan etmiştir. Sosyal gönderi ise ilgisini beyan etmemiş, akışta gezinen birine denk gelir. İlkinde ilk cümle konuyu tanımlar, ikincisinde ilk cümle durdurmak zorundadır.
İkinci fark uzunluk değil, tamamlanmışlıktır. Bir gönderi kendi başına bir şey söylemeli; "devamı sitede" diye biten bir gönderi, tıklamayanlar için hiçbir şey söylememiş olur ve akışta gezinenlerin çoğu tıklamaz.
Pratik yöntem şu: yazıdan bir fikir alınır, gönderi o fikir üzerine baştan yazılır. Aynı bilgiyi taşır ama aynı cümleleri taşımaz.
Malzeme toplama düzeni: fotoğraf, video ve veri kimden gelir
İçerik takvimlerinin aksamasının en yaygın nedeni fikir yokluğu değil, malzeme yokluğudur. Konu bellidir, metin hazırdır, görsel yoktur.
Bunun çözümü toplu çekim ve yazılı bir sorumluluk düzenidir. Ayda bir kez, bir saatlik bir çekimde mekân, ekip ve süreç görüntüleri toplu olarak alınır; ayrı bir arşivde tutulur ve ay boyunca kullanılır. Aynı düzen, işletmeden gelmesi gereken bilgiler için de kurulur: hangi bilgiyi kimin, hangi güne kadar vereceği yazılı olmalıdır.
Yazılı olmayan sorumluluk, ayın son üç gününde herkesin birbirini beklemesiyle sonuçlanır. Bu, sektörden bağımsız olarak tekrar eden bir kalıptır; randevu yoğunluğu ile içerik takviminin nasıl aynı ritimde yürütüldüğüne dair somut bir örneği güzellik salonlarında sosyal medya otomasyonu yazımızda tek sektör üzerinden anlatmıştık.
Aylık üretim ritmi: kapasiteye göre kurulan takvim
Takvim, olması gereken sayıya göre değil, sürdürülebilecek sayıya göre kurulur. Yapılabilenin üstünde bir plan, ikinci ayda çöker ve çöktüğünde geride yarım kalmış bir arşiv bırakır.
Kapasiteyi ölçmenin dürüst yolu geriye bakmaktır: son üç ayda gerçekte kaç yazı ve kaç gönderi yayımlandı? Plan, o sayının biraz üstüne kurulur; iki katına değil.
Ritmi kurarken üç şeyi ayırmak işe yarar: hazırlık günü (konu seçimi ve malzeme toplama), üretim günü (yazma ve tasarım), yayın takvimi (dağıtım). Üçünün aynı güne sıkışması, aksamanın en yaygın nedenidir. Üretim ile yayın arasında birkaç günlük bir tampon bırakmak, bir aksamanın takvimi tamamen durdurmasını engeller.
Ay sonu elemesi: hangi konu tekrar üretilir, hangisi düşer
Ay sonunda yapılan iş rapor okumak değil, karar vermektir. Karar üç soruya bakar.
Hangi konu talep getirdi? Beğeni ya da erişim değil; mesaj, arama, form ya da ziyaret. Bir konu iki kanalda da talep getiriyorsa o konunun etrafında ikinci ve üçüncü içerik üretilir.
Hangi konu ilgi çekti ama talep getirmedi? Bu konular takvimde kalabilir ama biçimi değişmeli: belki soru yanlış kurulmuştur, belki cevap eksik kalmıştır, belki de konu ilgi çekici ama satın almayla ilgisi olmayan bir konudur.
Hangi konu hiçbir şey getirmedi? İki ay üst üste karşılık bulmayan bir konu türü takvimden çıkar. Bu kararı vermek zordur çünkü emek harcanmıştır; ama takvimi ayakta tutan şey tam olarak bu elemedir.
Eleme yapılırken ölçünün ne olduğu baştan yazılı olmalıdır, yoksa tartışma "ben beğenmiştim" düzeyine iner. Sosyal medyada neyin ölçüleceği ve hangi metriğin işletmede karşılığı olduğu ayrı bir konudur ve tek başına bir yazıyı hak eder.
Bir noktayı ayırmakta fayda var: burada anlatılan iş, yapay zeka için içerik yazmakla aynı şey değil. O tarafta metnin nasıl kurulacağı ve hangi hataların yapıldığı tartışılıyor; bunları yapay zeka için içerik yazarken yapılan hatalar yazımızda topladık. Buradaki konu ise üretim akışının kendisi.
Konu listesini ve iki kanallı takvimi işletmenizin gerçek kapasitesine göre kurmak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz ya da doğrudan bir görüşme talep edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Ayda kaç blog yazısı ve kaç gönderi gerçekçi?
Genel geçer bir sayı vermek yanıltıcı olur; doğru sayı ekibin gerçek kapasitesine bağlıdır ve bunu ölçmenin tek yolu geriye bakmaktır. Son üç ayda düzenli olarak kaç yazı ve kaç gönderi yayımlanabildiyse, plan o sayının biraz üstüne kurulmalıdır. Az ama düzenli bir ritim, yüksek hedefli ama ikinci ayda duran bir takvimden hem ekip hem arşiv açısından daha iyidir. Sayıyı artırma kararı ancak mevcut ritim üç ay aksamadan yürüdükten sonra gündeme gelmelidir.
Blog yazısını olduğu gibi sosyal medyada paylaşmak zararlı mı?
Zararlı demek doğru olmaz ama beklenen faydayı vermez. Blog yazısı, konuyu zaten merak edip başlığa tıklamış bir okuyucu için kurulur; sosyal akışta gezinen kişi ise o ilgiyi beyan etmemiştir. Aynı metin ikinci bağlamda ilk cümlesinden itibaren işlevini kaybeder. Doğru yaklaşım metni kopyalamak değil, yazıdaki tek bir fikri alıp gönderiyi o fikir üzerine baştan yazmaktır; bilgi aynı kalır, biçim değişir.
Sosyalde iyi giden konuyu bloga taşımalı mıyız?
Duruma bağlı ve ayrımı yapmak kolay. Çok beğeni alan bir gönderi konunun ilgi çektiğini gösterir; çok mesaj ve soru getiren bir gönderi ise o konuda gerçek bir bilgi ihtiyacı olduğunu gösterir. Bloga taşınmayı hak eden ikincisidir. Ayrıca konunun kalıcı olup olmadığına bakmak gerekir: altı ay sonra da aranacak bir konuysa yazıya dönüşür, güncel bir duyuruysa gönderide kalması yeterlidir.
İçerik üretimini tek kişi yürütebilir mi?
Yürütebilir, ama ancak konu listesi ve malzeme toplama düzeni yazılıysa. Tek kişilik yürütmede tıkanma noktası yazma işi değil, işletmeden bilgi ve görsel toplama işidir; bu iş yazılı bir sorumluluk düzenine bağlanmadığında her ay yeniden pazarlık konusu olur. Pratik çözüm, ayda bir toplu malzeme toplamak, konu listesini üç aylık tutmak ve takvimi kişinin gerçek kapasitesine göre kurmaktır.
Takvim aksarsa neyi feda etmeliyiz?
Önce sıklığı, sonra kapsamı feda edin; asla tutarlılığı feda etmeyin. Haftada üç gönderi yerine bir gönderi yayımlamak kabul edilebilir bir gerilemedir; hazırlıksız, kontrolden geçmemiş ya da işletmenin diğer kanalda söylediğiyle çelişen bir içerik yayımlamak ise geri alınması zor bir hatadır. Blog tarafında da aynı sıra geçerlidir: ayda iki yazı yerine bir yazı yayımlanabilir, ama yarım kalmış bir yazıyı yayımlamak arşivde kalıcı bir zayıflık bırakır.